Zombileşen İnternet ve Gerçek Olmayan Gerçeklik
2019 yılında bir internet platformunda Whizardchan kullanıcısının ortaya attığı "Ölü İnternet Teorisi" son dönemde sıkça tartışılan bir kavram halini aldı. Çünkü Whizardchan isimli kullanıcıya göre Ölü İnternet Teroisi dijital ekosistemin artık organik insan etkileşiminden ziyade büyük ölçüde yapay zekâ, otomatik botlar ve algoritmik manipülasyonlar tarafından domine edildiğini öne süren bir yaklaşımdır. İlk başlarda 4chan gibi platformlarda marjinal bir komplo teorisi olarak ortaya çıksa da, özellikle üretken yapay zekâ patlaması ve sosyal medyadaki bot trafiği artışıyla birlikte akademik literatürde de kendine yer bulmuş bir kavramdır. Bu teoriyi kısaca açıklarsak artık internet çeşitli yapay zeka ve botlarca üretilen içeriklerin çeşitli algoritmalar tarafından dağıtılması veya öne çıkarılması (promote edilmesi) sonucu artık gerçek kullanıcıların ürettiği içeriklerden ziyade bu bot ve yapay zekaların içerikleri tarafından domine edilmektedir.
Akademik olarak ele alınan yanıyla ise Yoshija Walter (2024) ve Hal Berghel (2026) gibi akademisyenler, teorinin paranoyak iddialardan arındırılmış bu "yalın" versiyonuna dikkat çekerek; arama motorlarındaki sansür mekanizmaları, bağlantı bozulmaları (link rot) ve üretken yapay zekâ yan ürünlerinin internet ortamını dönüştürdüğünü ortaya koymaktadır.
Bugün yapay zekâ içeriklerinin resmen istila ettiği bir sosyal medya ile karşı karşıyayız. Bu içeriği üreten kişilerin ve hesapların kullandığı yapay zekâ aracına ayırdıkları bütçeye göre içeriğin görsel kalitesi değişkenlik göstermektedir. Kimileri aşırı realistik olup bu işin erbaplarını bile bir an düşünmeye ve içeriği incelemeye sevk edecek halde olabilirken kimi ise "buna babaannem bile inanmaz" dedirtecek derecede plastiktir. Ancak işin acı yanı babaannelerimizden bile fazlası bu içerikleri doom scrolling esnasında kısa bir maruziyet sonucu gerçekliğini sorgulayamadan içeriğin iletisini almakta ve bu içeriklere inanabilmektedir. İşin en acı yanı ise gün içerisinde bu tarz içeriklere ne kadar çok maruz kaldığımızı tam da bu yüzden net bir biçimde anlayamamızdır.
Ben işim gereği hem bu tarz görseller üretmekte hem incelemekte hem de irdelemekteyim fakat ben bile bazen "bi saniye, bi saniye az önce izlediğim şey gerçek miydi?" diye düşünebiliyor ve ara ara bu içerikleri sorgulamadan tüketebiliyorum. Beni bu yazıyı yazmaya iten de tam olarak bu oldu. Bu yazıyı yazmaya başlamadan bir kaç dakika önce X'de (Eski Twitter) -uzunca bir süre X adını kabullenmeyip Twitter dememe rağmen artık platformun Twitter ile alakası kalmadığını, sadece onu andıran bambaşka bir yapı olduğunu kabullendiğimden beri X demeye başladım ve bundan sonra da X olarak anmaya devam eddeceğim- oldukça gerçekçi görsele sahip bir yapay zeka videoya denk geldim. Videonun sunduğu içeriğin gerçeklikle bağdaşmaması üzerine bu görüntünün bir yapay zeka içeriği olduğunu anladım ancak görüntü fazlasıyla gerçekçiydi. Bu işin erbabı olarak ben bile bunu durup düşünmek zorunda kalıyorsam sıradan bir kullanıcının veya medya okuryazarlığı olmayan insanların bu içeriğin gerçekliğinden şüphe etmesi pek de olası görünmüyor. Zaten yorumlara girince de çeşitli uluslardan insanların bu içeriği gerçek kabul ettiğini görmek, düşüncelerimi haklı çıkarttı.
Şimdi gelelim bu yazıya başladığım noktada neden Ölü İnternet Teorisinden bahsettim ve yazının başlığını neden "Zombileşen İnternet ve Gerçek Olmayan Gerçeklik" olarak belirledim. Hala devam etmekte olduğum doktora tezimle göbekten bağlı olan bu konu tüm sosyal medya kullanıcılarını yakından ilgilendiriyor. Ölü İnternet Teorisi yapay zeka destekli botların ve üretici yapay zeka (Generative Artificial Intelligence) içeriklerin insan üretimi içeriklerden daha fazla olup aynı zamanda algoritmalar aracılığı ile daha görünür kılındığını öne sürmektedir. ArXiv Dilbilim Araştırması gibi geniş ölçekli çalışmalarda, Spennemann'ın (2025) bulgularına göre internetteki ve aktif web sayfalarındaki metinlerin en az %30 ila %40'ının üretken yapay zeka (GenAI) kaynaklı olduğu tahmin edilmektedir. Bunun yanı sıra Görsel odaklı platformlar söz konusu olduğunda oranlar çok daha yüksektir. Reuters Dijital Medya Raporu ve Originality.ai verilerine dayanan Cohen'in (2026). analizlerine göre Instagram, TikTok ve Pinterest'te paylaşılan görsellerin %79'unun tespit edilebilir düzeyde yapay zeka müdahalesi barındırdığını göstermektedir.
Türkiye dahil dünyadaki sosyal medya kullanıcılarının sosyal medyada geçirdiği süreyi ve tercih ettiği platformları göz önüne aldığımızda zaten görsel tabanlı içerik ve platformların, metin tabanlılara kıyasla daha çok tercih edildiğini biliyoruz. Yani görülen içeriklerin %79'u "tespit edilebilir" düzeyde yapay zeka tarafından üretildi. Bir de tespit edilemeyen kısım var ki onu da sayarsak sanırım yakın çevremiz ve bazı sorgulanabilir sağlamlıklaki hesaplar haricinde gördüğümüz içeriklerin neredeyse tamamı yapay zeka tarafından üretilmiş vaziyette. Ancak bunu fark edemiyor olmamız ve bu kadar yoğun maruz kalıyor olmamız aslında ölmüş bir internet yapısı içerisinde değil, yaşayan bir yapı içerisinde var olduğumu gösteriyor. Çünkü akış da, yeni üretim de, etkileşimde devam etmekte. Trend üretmekte, algımızı şekillendirmekte ve tüketim algımızı biçimlendirmekte. Yani ölmüş bir yapı kendince yaşamaya, zombileşmektedir. Zombi internet teorisi diye bir teori bulunmuyor. Buna çok daha havalı isimde elbette türetilebilir. Biz şimdi gerçek olmayan gerçeklik kısmına devam edelim.
Medya araştırmaları geçtiğimiz yüzyıldan bu yana yaygınlık, etkinlik ve önem kazanmaya devam etmektedir. Türkiye'de bir kullanıcının ortalama 2 saat 44 dakika sosyal medya kullanım süresi var (We are Social 2025). Yine aynı araştırmaya göre küresel çapta günlük toplam ekran süresi ise kişi başı 5 saat 45 dakikadır. 24 saatin 8 saatini uykuya ayırırsak kalan sürenin yaklaşık üçte birine tekabül etmektedir. Bu da George Gerbner'ın (1982) ünlü "Acımasız Dünya Sendromu" isimli yaklaşımını akla getirmektedir. Gerbner'a göre insanlar ne kadar çok televizyon izlerse o kadar televizyon gerçekliğini hakikat olarak kabul eder. Televizyon haberlerinde art arda gördüğü şiddet olaylarını düşünerek, dışarısını çok tehlikeli kabul eder, izlediği dizi/filmlerde yer alan polisiye içeriklerini gerçek polis işi zanneder ve televizyonda çok fazla polisiye içerik izlerse var olandan daha fazla polisin var olduğunu düşünür. Aynı zamanda Gerbner'ın (1982) "Televizyon Yeni Kilise" söylemi de geçtiğimiz yüzyılda özellikle genç nesillerin hayata dair enformasyonu eskiden kilise ve okullardan edinirken bugün televizyondan edindiğini öne sürerek insanların hayata dair algısını ve bilgisini şekillendirdiğini öne sürmüştür. Bugün insanların televizyondan daha çok sosyal medyayı "izlediğini" düşünürsek "İnternet: Yeni Kilise" demek çok da yanlış olmayacaktır.
Hal böyleyken Zombileşmiş İnternette, gerçekliğinden emin olmadığımız ve doom scrolling ile tükettiğimiz sayısız içeriğin insanın algısını şekillendirdiğini söylemek de aynı şekilde yanlış olmayacaktır. Fransız düşünür Jean Baudrillard'ın gerçekliğin yitimi ve simülasyon çağının başladığını söylediği Simülasyon ve Simülakr'ı da son dönem de tam da bu yüzden sıkça anılır ve başvurulur olmuştur. Düşünüre göre artık gerçeklik yoktur. Simgelerin ürettiği simülakrların da simülakrını üreterek gerçekliği tamamen tüketmiş ve tamamen bir simülasyon içerisinde yaşamaya başlamış olduğumuzu ifade eder. Düşünür bugün hayatta olsaydı Hiper-gerçekliği bile aslında bu yüz yılın başında terk edip süper-gerçekliğe geçtiğimizi söylerdi. Çünkü hiper gerçeklik esnasında hala hayatımızda bazı gerçeklik emareleri vardır. Ancak süper gerçeklikte tüm gerçeklik yitmiştir. Baudrillard'a aşina olmayanlar için kısaca açıklamak gerekirse insanlar önce doğayı taklit edip ve semboller üretmiştir. Sonra bu sembolleri ifade edecek semboller üretmiştir. Bu üretilen ikincil semboller artık gerçekliğe değil birincil sembolleri temsil ettiği için simülakr adını almıştır. Daha sonra ise bu simülakrlar kendi simülakrlarını üreterek gerçeklik ile bağlarını kopartmıştır. Örneğin güneş gözlüğü esasen gözü parlak ışıktan korumak için icat edilmiştir ancak bugünkü kullanımı fonksiyonelden ziyade gösterişçi tüketim kaynaklıdır. Bir tarzı, akımı, kimliği yansıtır. Kapalı alanda takılır, ışık filtrasyonu önemini büyük ölçüde yitirmiştir. Artık bu güneş gözlükleri güneş gözlüğünün bir simülakrıdır.
Toparlayacak olursak, yapay zeka içeriklerinin ve hesaplarının istila ettiği, gerçekliği büken ve yeniden inşa eden içeriklerin yine yapay zeka algoritmaları tarafından dolaşıma sokulup öne çıkarıldığı platformlarda, gerçek kullanıcıların tükettiği içerikler aracılığı ile elde ettiği enformasyon sonucu şekillenene algıları ve ihtiyaçları gerçek olmayan tarafından üretilen gerçek olmayan enformasyonun şekillendirdiği gerçek olmayan bir gerçekliği var etmektedir. Süper Simülasyon çağında insanın esas hasretini duyduğu şey hakikatten de öte bir gerçek gerçeklik halini almış ve geri dönülmesi mümkün olmayan bir çağa ayak basmış bulunmaktadır.
Kaynakça:
Cohen, Trace (2026). 74% AI Content — Social Media Generation. Value Add VC.
Spennemann, Dirk HK. (2025). Delving into: the quantification of Ai-generated content on the internet (synthetic data) Erişim: https://arxiv.org/abs/2504.08755
We Are Social (15.10.2025). Digital 2026 Global Overview Report. Erişim: https://wearesocial.com/uk/blog/2025/10/digital-2026-global-overview-report/

Yorumlar
Yorum Gönder